Köyümüzdeki Askeri Birliğin Tarihi

0
419

Köyümüzün kuruluşunun tamamlanmasından yaklaşık 6 yıl sonra, 1942 yılında 4. tümen ve 40. piyade alayı köyde konuşlandı.

Askeri birliklerin ilk yaptığı icraat, köyün ilk 2 sırasındaki bazı evlerin boşaltılarak subaylara lojman olarak tahsis edilmesi olmuştu.

Boşaltılan evlerin sahipleri akrabalarının yanına gönderilerek uzun süre buralarda yaşamak zorunda bırakılmıştı.

Örnek vermek gerekirse, bizim evimiz subaylara lojman yapıldığından, kardeşimin doğduğu 1948 yılına kadar amcamların evinde 3 hane olarak 9 nüfus birlikte yaşamak zorunda kaldık. Tayin olan her subay, evin anahtarını gelen arkadaşına vererek evimize girmemizi engelledi.

Köyün kuruluşunda okul ve cami için ayrılan 6000 m2’lik alana tümen karargah binası ve subay gazinosu yapıldı.

Okul için iki hane başka tarafa kaydırılarak şimdiki yer temin edildi. Cami için merkezi bir yerde arsa bulunamadığından, Abdullah Kaçmaz ve Rafi Demiralay’ın arka bahçelerinden yer alınarak cami inşa edildi.

Bu arada okul ve cami inşaatında tümen komutanlığının yardımları çok fazla olmuştur.

Tümen binası yapıldıktan sonra tümenden birliklere kısa yoldan gidilebilmesi için, Osman Uçar ile Feyzullah Erez’in evlerinin arasından alt caddeye kadar yeni bir yol açılmıştı.

Şu anda Ahmet Civlak’ın evinin yerine tümen komutanına ait lojman yapılarak mevcut yolun alt caddeye çıkışı kapatılmıştı.

Buraya kadar verilen bilgiler, köyün yerleşim yapısını bozduğundan menfi karşılanabilir.

Ancak, ikinci dünya savaşı dönemi olduğundan ve Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ekonomik olarak zor durumdaki ülkede, askerin giderlerini karşılama olanağı bulunmadığından, bu sıkıntılar yaşanmış olabilir.

Tümen’in geldiği dönemlerde vasıta olarak sadece Tümen Komutanı Paşa’ya ait bir araç vardı, diğer subaylar at ile dolaşırlardı, her atın arkasından koşarak giden SEYİS denilen askerler vardı.

Subayın gittiği yere kadar arkasından koşar ve subay indiğinde atı alarak subay gelinceye kadar başında beklerlerdi.

Asker köyden tamamen gidinceye kadar, askerin köyün içine girmesi kesinlikle yasaktı.

Onun için de bakkal, terzi, ayakkabıcı gibi esnaf köyün kenarındaki dükkanlarda satış yapabiliyordu.

Asker olarak köyün içinde sadece inzibatlar, hizmet erleri ve akşamları da devriyeler dolaşabilirdi, tabii birde subaylar.

Her subayın evinde bir hizmet eri bulunurdu, bu askerlerin kollarında yeşil bant bulunur ve köyün içinde serbest dolaşırlardı. Biz onlara KEMİKÇİ dediğimiz için çok kovalandığımızı hatırlarım. Birde SAKA askerler vardı. İki tekerlekli arabanın üzerine koydukları varil, katır tarafından çekilerek Billur Çeşmeye gidilir ve getirilen su, subay evlerine dağıtılırdı.

Tümenin tüm ağır işlerini KATANA ve KATIR denen hayvanlar yapardı.

Katanalar o kadar iri hayvanlardı ki, nalları yaklaşık 25-30 santimetre kadardı.

Eğitime giderken her hayvanın üzerine ağır makinalı tüfek yüklenir, bazen hayvan ürktüğünde askerin elinden kaçar ve tarlalar makinalı tüfek parçalarıyla dolardı.

Hayvanların toplu olarak suya gidişleri bir tören gibiydi, tek sıra halinde ahırlarından çıkarlar (bu ahırlara TAVLA denirdi), yedi kurna denilen ve halâ akar durumda olan çeşmeye giderlerdi. Bu tören sabah akşam yapılırdı.

Askerin geldiği ilk dönemlerde ne insan ne de hayvanlar için barınacak yer olmadığından ve kış ayına geldiğinden, askerler için köy evlerinin arkasında bulunan samanlıklar kullanılmıştı.
Hayvanlar için şimdiki çamlıkta çukurlar kazılarak üstü branda ile örtülmüş, fakat kış çok soğuk geçtiğinden, bazı hayvanların soğuktan bağıra bağıra öldüklerini babam anlatırdı. Asker ve subaylara barınacak yerler yapıldıktan sonra aydınlanma ihtiyacı gündeme gelmişti.

Hilmi Altıntaş’ın arka bahçesine yapılan elektrik santral binasına konan jeneratör ile sokaklara, subayların oturduğu evlere ve askeri birliklere hava karardıktan sonra başlayarak saat 23:00’e kadar elektrik verilirdi. Daha sonraları ana cadde üzerindeki kahveler de bundan istifade ettirildi. Ancak jeneratör çok güçsüz olduğundan, pazar günleri gündüz saatlerinde de elektrik verildiğinde, bazı subay eşleri elektrikli ütü kullandığından, jeneratörün gücü yetmemekte, görevli asker sokaklarda dolaşarak ütüleri fişten çekin diye bağmakta idi.

Daha sonraki yıllarda şimdi Motortepe denilen yere daha büyük bir jeneratör getirilerek aydınlanma sorunu çözülmüş oldu. Bu jeneratörün de çok güçlü olmasından dolayı çalıştırması çok enteresandı. Dışarıya koyulan bir askeri kamyonun arka tekerlekleri havaya kaldırılarak takoza alınır, tekerlek lastikleri çıkarıldıktan sonra janta takılan uzun kayış jeneratörün kasnağına bağlanırdı. Kamyon çalıştırılarak tekerlek döndürülür ve jeneratöre ilk hareket bu şekilde verilirdi. Jeneratör çalıştıktan sonra vites boşa alınır ve hepsi beraber dönmeye devam ederdi. Jeneratörün bağlandığı temel cıvataları yakın zamana kadar görünür durumda idi. Bu tarihten sonra, köy içindeki jeneratöre yakın evler gürültüden kurtulmuş oldu. Zaman geçtikçe, birliklere daha modern barınma yerleri, mutfak, sinema, fırın, hastane gibi ilaveler yapıldı.

Kore savaşından sonra gelmeye başlayan yardımlarla birlikler mekanize olmaya başlandığından, katır ve atlara ihtiyaç kalmadı.

Gelibolu Orta Okulu’na giden öğrenciler için sabah akşam askeri servis çıkmaya başladığından, köyden orta öğretime gidenlerin sayısında da doğal olarak artış görüldü.

Deniz kenarına yapılan plaj tesisleri ile,subay ailelerinin yaz günlerinde denizden istifade etmeleri sağlandı.

Şu andaki köy muhtarlığının bulunduğu yerde, subay gazinosu bulunuyordu. Subayların ve ailelerinin yemek içmek ve eğlence ihtiyaçları burada sağlanırdı.

Hafta sonlarında 4.Tümen Bandosu gazino önünde konserler verir, güncel Türk Müziği parçaları dinlenirdi. Biz çocukların da en büyük eğlencesi, orada toplanıp müzik dinlemek ve bandonun arkasından köy dışına kadar yürümekti.

4.Tümen Gelibolu’ya gittikten sonra köyde sadece 40.piyade alayı kaldı, bir anda köy sessizleşmeye başladı.

Yine çeşitli eğlenceler devam ediyordu. Sinemada her gece ayrı bir film gösterilir, senede birkaç kere asker için moral gecesi tertiplenir, dansözler dans gösterisi yapardı.
Gelibolu’lu olan rahmetli bestekar ve ses sanatçısı Arif Sami Toker’i, genç yaşımda burada izlediğimi hatırlarım.

Bir dönem askeri birliğin adı, sürgün yeri olarak anılmaya başladı. Bazıları kara cehennem adını da kullanırdı.

Çok sayıda 20 yıllık askerin olduğu yıllarda hatırladıklarımdan bazıları RAFET, BOLU BEYİ, VEYSEL DAYI gibi isimlerdi. Bu tipler askerliklerini bitirmemek için ya firar edip askerliklerini yakarak sıfırdan başlarlar, ya da üstleri ile kavga ederek ceza alırlardı. (Çünkü ekmek elden su gölden anlayışı vardı). Bunların en yaşlısı olan VEYSEL DAYI 43 yaşındaydı. Askerliğini bir türlü bitiremediğinden, alay komutanı kendisine Gelibolu’dan boyacı sandığı aldırarak bizim kahvenin önünde ayakkabı boyamasına müsaade etmişti. Böylece Veysel Dayı da etliye sütlüye karışmadan askerliğini bitirmiş oldu.

1965 yılından sonra asker sayısı gittikçe azalmaya başladığından, köydeki bakkal, ayakkabıcı ve terzi esnafı da dükkanlarını kapatarak Gelibolu’ya taşınmaya başladı.

Osmanlı İmparatorluğu gibi köyde de gerileme devrine girildi. Sonunda askeri birlik köyden tamamen kaldırıldı, şimdilerde ise sadece binaların kalıntıları mevcut.

Remzi Başarız

CEVAP VER