Muhacirların Tarihi ve Göçün Sebepleri

0
719

Muhacir, doğduğu, büyüdüğü ve sahip olduğu yerleri çeşitli nedenlerden dolayı terk ederek başka bir bölgeye göç eden kişi demektir.

715276_8872deede334c4b01aa1b321c1253078

Muhacir ya da Trakya ve Marmara bölgesindeki günlük konuşma dilinde kullanıldığı haliyle “macir”, 1800’lerin sonundan 1980’lere kadar, çeşitli Balkan ülkelerinden Türkiye’ye göçenler için kullanılan bir adlandırmadır. Osmanlı’nın 1300’lü yıllarda başlayan Balkan egemenliği boyunca, Anadolu’dan bu topraklara epey bir göç olmuş ve Balkan coğrafyasında yaşayan diğer halklarla kaynaşan ve zaman içinde, “görüntüde Anadolu – merkezde Balkan” karakteri kazanan yeni bir kimlik ve kültürel oluşum ortaya çıkmıştır. 1878 Berlin Kongresi sonrası, bu topraklardaki Osmanlı egemenliğinin inişe geçmesiyle birlikte, süreç büyük ölçüde tersine dönmüş ve daha çok din -Müslüman olmak- ölçüt alınarak Anadolu’ya kitleler halinde göçlerde ifadesini bulan büyük bir transformasyon yaşanmıştır…

Türkiye’ye göç eden muhacirler, doğdukları Balkan topraklarında edindikleri meslekler temel alınarak, Anadolu’nun çeşitli bölgelerine yerleştirilmiştir (Örneğin, Makedonya’da tütüncülükle ya da bağcılıkla uğraşanların, Anadolu’da da bu mesleklerini sürdürmeleri amacıyla, daha çok tütün ya da üzüm yetiştiriciliği yapılan bölgelere yerleştirilmeleri gibi…) Özellikle Bursa, Balıkesir, Kocaeli, Adapazarı, İstanbul, Manisa, Kütahya, İzmir, Eskişehir, Edirne, Tekirdağ, Kastamonu, Ankara, Çanakkale, İznik ve İnegöl, Balkanlardan yaygın göç alan merkezler olarak öne çıkar. Bu göçler neticesinde Anadolu’ya yerleşen Balkan muhacirleri, yüzyıllar boyu Balkan coğrafyasında edindikleri kültürel birikimleri; tarihlerini, masallarını, yemeklerini ve tabii ki şarkılarını da beraberlerinde getirmişlerdir…

Kültürler, inançlar, diller ya da etnik kimlikler bağlamında büyük bir çeşitliliğin yaşandığı bu coğrafyada yaşayan halklar hakkında net bir harita üzerinden konuşabilmek o kadar kolay değil. Zihinlerde genel bir fotoğraf oluşturabilmek adına, Balkanlarda yaşayan Müslüman ve Hıristiyan halklar arasında; Pomak, Boşnak, Torbeş, Şiptar, Makedon, Sırp, Hırvat, Türk, Arnavut, Rum, Toska, Geg ya da Gega, Torlak, Şop, Roman, Ulah, … sayabiliriz…

Osmanlı Devleti takip ettiği siyaset gereği göçü önce desteklememiş hatta önlemeye çalışmıştır. Ancak Rusya ve onun Panslavist akımı altındaki Hıristiyan Balkan Devletleri’nin Türk düşmanı siyaseti savunması sonrası muhacirleri kabul edip topraklarına yerleştirmiştir. Edirne, İstanbul, Aydın, Ankara, Kastamonu ve Hüdavendigar vilayetleri Rumeli göçlerini kitlesel yerleşim merkezleri olmuşlardır.

Balkanlar’dan Anadolu’ya toplu göçün, aniden milyonları aşan bir düzeye erişmesinde, ‘93 Harbi’ diye de anılan ünlü 1877-78 Rus Savaşı etkili olmuştur.

Aslında Türkleri göçe zorlamada, Avrupa kamuoylarını basın kampanyaları ile tahrik etme oyunu, çok başarılı bir şekilde kullanılmıştır.

Olaylar 1875’te Sırpların ayaklandırılmasıyla başlar; arkasından 1876’da Bulgarlar -kendi tarihçilerinin de kabul ettikleri gibi- Rusların hemen yardıma gelecekleri vaadine kanarak, Türklere yönelik toplu bir kıyıma girişirler.

1829’da Edirne’yi almışken Avrupa devletleri tarafından İstanbul’a girmesi engellenen, 1854-56’da İstanbul ve Kudüs’e el koyma hırsları yine Avrupa devletlerince Kırım Savaşı ile önlenen Çarlık Rusyası, bu kez oyununu ters yönden yürütmeyi deniyordu: Osmanlı ordularından önce, yakınları öldürülen Türkler, doğal bir tepkiyle karşı saldırıya geçip intikamlarını almaya yöneldiler. Özellikle Ruslar ve Ermeniler tarafından Kafkaslar’dan kovulup Osmanlı hükümetince bir kısmı Balkanlar’a yerleştirilmiş olan Çerkesler bu konumdaydılar.

Sırplar da, Osmanlı ordusuna yenilip Avrupa devletlerinden yardım istemeye giriştiler. Ruslar ise, Bulgarlara yardım etmek yerine, kıtadaki propaganda mekanizmalarını çalıştırıp ‘Türkler Hıristiyanları kesiyor’ kampanyasına hız verdiler:

Bulgarların yaptıklarından hiç bahsedilmeyecek; muhtemelen de 1.000 civarındaki ölü sayısı, ilk anda 15.000’e çıkarılacak ve Avrupa basınında, bu rakam sürekli olarak artırılacaktı. Bu taktiğin sonucu olarak, Hıristiyanları ölümden kurtarılması arzusuyla, Rusya’nın Osmanlı devletine savaş ilan etmesi, hoş karşılandı.

24 Nisan 1877’de başlayan savaş, Osmanlı ordularının bozgunu sonucu, 10 ay içinde, İstanbul’un Rus ordularınca işgaline yol açtı. Doğu Anadolu’da da Erzurum’a kadar uzanan bölgeye, Ruslar hâkim oldular. Her iki taraftan da Anadolu’ya milyonlarla hesaplanan bir göç dalgası başladı…

Tren taşımacılığının Osmanlı ülkesinde henüz ilkel düzeyde olduğu bir dönemde, yürüyerek hayatlarını kurtarmak isteyenlerin cesetleri yol kenarlarını doldurur.

Bir ara İstanbul’da 200-300 bin kadar göçmen toplanır ve başta Ayasofya ile Sultanahmet camileri olmak üzere, şehrin her tarafında, muhacirler için geçici barınaklar kurulur. Bulgarlar tarafından doğrudan öldürülenlerin sayısının ise, 261 bini bulduğu hesaplanmıştır. Buna karşılık, çok kötü şartlarda kaçmak durumunda kalan kitlenin en az bir o kadarının da açlık, kötü hava şartları ve salgın hastalıklar yüzünden yollarda can vermiş olduklarını anımsatmak gerekir.

Örneğin Edirne’de bulunan 45 bin sığınmacıdan 16 bininin tifüse yakalandığı ve yaşamlarını yitirdikleri bilinmektedir…

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Erzurum’a kadar uzanan bölge işgal edilirken, yönlendiricilikte, Ermeni güçleri büyük rol oynar. Savaşmadan teslim olan Ardahan’da, 300 asker ve çok daha fazla sivilin, kuralların aksine, topluca öldürülmeleri, aynı şeyin Kars’ta tekrarı, sindirme ve göç ettirme politikasının tasarlandığını gösterir.

Nitekim Çerkes, Çeçen, Dağıstanlı ve Abazalar, denizden Trabzon ve Samsun’a, karadan da Çorum hatta Sivas tarafına doğru göç etmişlerdir. Kafkaslar’dan çıkan 1,2 milyon göçmenin 800 bininin Osmanlı ülkesine geldikleri hesaplanmaktadır.

Özellikle Çerkeslerin daha önce Anadolu’ya, Suriye’ye ve Balkanlar’a yerleştirildikleri bilinmektedir. İşin ilginci, Ruslar, Çerkeslerin kendilerine aşırı düşman olduklarını bildiklerinden, Bulgarları ayaklanmaya teşvik ettiklerinde, öncelikle Türklerden çok Çerkeslere saldırmalarını planlamışlardı.

Türklere nazaran daha az yerleşik ve Rus düşmanlığı daha katı olan Çerkeslerin intikam arayışlarında daha şiddetli davranmaları, olayların başlangıcında, Avrupa basınının Türk aleyhtarı kampanyasının yoğunlaşmasında baş rolü oynamıştır.

CEVAP VER