Şeker Pancarı Tarımı, Yetiştiriciliği ve Önemi

0
341

Temel gıda maddeleri bakımından ülkelerin kendi kendilerine yeterli olması, geleceğe güvenle bakabilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır.

Normal zamanlarda yurt dışından satın alınabilen temel gıda maddelerini; kıtlık veya savaş zamanlarında yurt dışından satın almak ya mümkün olmamakta ya da çok pahalıya mal olmaktadır. Bu nedenle, ülkelerin en azından kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar şekeri, yurt içinde üretmeleri gıda güvenliklerini sağlamaları bakımından önemlidir. Şeker, insan beslenmesindeki temel gıda maddelerinden birisidir ve bu nedenle de stratejik öneme sahiptir.

Dünyada şeker üretiminde kullanılan başlıca bitkiler şeker kamışı ve şeker pancarıdır. Günümüzde en fazla şeker, şeker kamışından elde edilir. 2015 yılı istatistiklerine göre dünyada 26 milyon hektar alanda 2 milyar 200 milyon ton şeker kamışı ve 4 milyon hektar alanda 220 milyon ton şeker pancarı üretilmektedir (FAOSTAT, 2015).

Bu üretimden 170 milyon ton şeker elde edilmekte ve dünya şeker üretiminin % 80’i şeker kamışından (136 milyon ton); % 20’si ise şeker pancarından (33 milyon ton) elde edilmektedir (ISO, 2016). Dünya borsalarında şeker fiyatlarını şeker pancarına göre daha düşük maliyetli olan şeker kamışı şekeri belirlemektedir. Şeker kamışı ve şeker pancarından elde edilen şekerler arasında kalite bakımından bir farklılık bulunmamaktadır. Buna karşın, sadece tropik bölgelerde yetiştirilebilen şeker kamışından 1 yılda 1 dekardan elde edilen şeker miktarı, şeker pancarına göre 2- 4 kat daha fazladır ve dolayısıyla şeker kamışı şekerinin hammadde ve üretim maliyeti, şeker pancarı şekerine göre çok daha düşük olmaktadır.

Bu nedenle, şeker pancarından elde edilen şekerin düşük maliyetli kamış şekeri ile rekabet etmesi mümkün değildir. Ancak, iklim koşulları nedeniyle şeker kamışından şeker elde edemeyen aralarında ABD, Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ülkelerin de yer aldığı birçok devlet, gıda güvenliklerini sağlamak için şeker pancarından şeker üretimine devam etmektedir. Bu ülkelerin tamamında şeker pancarı üretimi devlet tarafından desteklenmekte ve şeker üretimi genellikle şeker pancarını üreten çiftçi birliklerinin sahip olduğu fabrikalar tarafından yapılmaktadır. Burada temel yaklaşım, şeker pancarını en az maliyetle en yüksek üretimi sağlayacak şekilde üretip, yine en az maliyetle şekere dönüştürmektir.

Bu sayede, hem gıda güvenliği sağlanmış, hem de şeker pancar tarımı ve şeker üretiminin yarattığı katma değer ülke ekonomisine kazandırılmış olmaktadır.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının öncülüğünde 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk hedefi 3 beyaz (un, şeker ve kumaş) üretimi bakımından kendine yeterli bir hale gelmekti. Bu amaç doğrultusunda, ülkemizde ilk şeker fabrikaları özel sektör ortaklığı yoluyla 1926 yılında Alpullu ve Uşak’ta kurulmuştur.

Daha sonra 1933 yılında Eskişehir ve 1934 yılında Turhal şeker fabrikaları açılmıştır. 1935 yılında Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kurulmuş ve 4 fabrika bu şirkete bağlanmıştır. Böylece şeker üretim ve ticareti tekelleşmiştir. 2. Dünya savaşından sonra yeni şeker fabrikalarının kurulması hızlanmış ve şeker fabrikası sayısı günümüzde 33’e çıkmıştır. Bunlardan 25 tanesi şeker şirketine (Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.), 5 tanesi Pankobirlik’e ve 3 tanesi ise özel sektöre aittir.

Şeker fabrikalarının sağlamış olduğu teknik bilgi desteği ile ayni ve nakdi yardımlar sayesinde Türk çiftçisi modern tarım teknikleriyle tanışmış, önemli ekonomik ve sosyal kazanımlar elde etmiştir. Şeker şirketine ait olan şeker fabrikalarından bazıları düşük kapasiteli, ekonomik olmaktan daha çok sosyal amaçlarla bulundukları yörenin insanlarına iş sahası yaratmak için kurulmuştur. Bu fabrikalar, şeker şirketinin sahip olduğu diğer büyük kapasiteli ve yüksek verimliliğe sahip fabrikalar tarafından desteklenmiştir. Ancak, özellikle 1970’li ve 1980’li yıllarda siyasi gerekçelerle uygulanan yanlış ve popülist tarım politikaları sonucunda şeker fabrikalarının ekonomik yapısı bozulmuş ve şeker şirketinin görev zararı sürdürülemez boyutlara ulaşmıştır.

Bunun üzerine 2000’li yıllarda şeker şirketine ait fabrikalar özelleştirme sürecine alınmış ancak uygulanan yanlış stratejiler nedeniyle bu süreç tamamlanamamıştır. Bir türlü tamamlanamayan özelleştirme süreci nedeniyle şeker fabrikalarına yeni yatırımlar yapılamamış, teknolojileri eskimiş, verimlilikleri giderek azalmıştır. Dünyadaki yaşanan tecrübeler bu konudaki en iyi çözümün pancardan şeker üretiminin, şeker pancarını üreten çiftçi birlikleri tarafından yapılması olduğunu göstermiştir. Halen Pankobirlik tarafından işletilmekte olan 5 adet şeker fabrikasının (Amasya, Boğazlıyan, Çumra, Kayseri ve Konya) elde ettiği başarılar bu görüşü desteklemektedir.

Söz konusu 5 fabrika ülkemizdeki pancar şekeri üretiminin % 40’ını sağlamaktadır. Şeker şirketine ait 25 fabrikanın pancar şekeri üretimindeki payı % 52, özel sektöre ait 3 fabrikanın payı ise % 8’dir (Pankobirlik, Şeker İstatistikleri, 2015).

Türkiye’deki şeker pancarı ekim alanı 1926 yılında 542 ha, üretim 4000 ton ve verim 738 kg/da iken yapılan başarılı çalışmalarla 1998 yılında ekim alanı 410 bin ha, üretim 18 milyon ton ve verim 4390 kg/da ile zirveye çıkmıştır. Ardından şeker fabrikalarının özelleştirme kapsamına alınması, 2001 yılında kabul edilen 4634 sayılı Şeker Kanunu ile şeker pancarına üretim kotası getirilmesi ve buna paralel olarak nişasta bazlı şeker kotasının sürekli arttırılması gibi nedenlerle şeker pancarı ekim alanı ve üretiminde önemli azalmalar yaşanmıştır. İnsan sağlığı üzerine ciddi olumsuz etkileri olduğu belirtilen nişasta bazlı şeker üretimi Avrupa Birliği ülkelerinde % 5 kota ile sınırlandırılmıştır. Birlik içerisinde şeker pancarından şeker elde eden Fransa ve Hollanda gibi ülkelerde bu oran sıfır iken, nişasta bazlı şeker üretimi daha çok şeker pancarı üretimi yapmayan üye ülkelere bırakılmıştır. Dünya genelinde nişasta bazlı şekerlerin toplam şeker üretimi içerisindeki payı ise % 7.5 civarındadır. Ülkemizde ise 2001 yılında kabul edilen 4634 sayılı Şeker Kanunu ile nişasta kökenli tatlandırıcıların üretimine izin verilmiş ve A kotasının % 10’u kadar nişasta bazlı şeker üretimi yasal hale gelmiştir. Ayrıca, aynı yasa ile Bakanlar Kurulu’na bu kotayı % 50 oranında artırma yetkisi verilmiştir (Çalışkan ve art, 2015). Bakanlar Kurulu bu yetkisini 2015 yılına kadar sürekli olarak yıllık % 25 ile % 50 arasında değişen oranlarda artış yönünde kullanmıştır (Anonim, 201.).

Bunun sonucunda ülkemizde oransal olarak Avrupa Birliği ortalamalarının 3 katından fazla nişasta bazlı şeker üretimi yapılmaktadır. Artan nişasta bazlı şeker üretimi nedeniyle, şeker pancarı üretim kotaları dolayısıyla da ekim alanları daralmakta ve şeker fabrikalarının kapasite kullanım oranları daha da düşmektedir. Bu olumsuz gelişmeler sonucunda 2015 yılı itibariyle ülkemizde şeker pancarı ekim alanı 273 bin ha, üretim 16 milyon ton ve verim ise 5860 kg/da olarak gerçekleşmiştir (TUİK, 2015). 1998-2015 yılları arasında şeker pancarı ekim alanları % 33 oranında azalırken, şeker pancarı veriminde sağlanan artışlar sayesinde, üretimdeki azalma % 12 seviyesinde kalmıştır.

Bu durum şeker pancarı tarımında verimliliğin önemini ortaya koymaktadır. Ülkemizde şeker pancarı tarımının ve şeker üretiminin sürekliliği verimlilik artışına ve dış piyasalarla olan rekabet gücüne bağlıdır. Bu nedenle bir taraftan şeker fabrikalarının teknolojiye yatırım yaparak karlılıklarını arttırması, diğer taraftan da şeker pancarı tarımındaki üretim maliyetlerinin düşürülerek, birim alandan elde edilen şeker pancarı veriminin ve yumrudaki şeker oranının arttırılması gerekmektedir.

Şeker pancarı üretiminde uzun yıllardan beri uygulanan sözleşmeli tarım modeli ve şeker fabrikalarının çiftçilere sağladığı destekler sayesinde, şeker pancarı üreticilerinin büyük çoğunluğunun yetiştiricilikle ilgili temel bilgi, alet ve ekipman sıkıntısı bulunmamaktadır. Ancak, özellikle ilaç ve gübre kullanımı ile hastalık ve zararlılarla mücadele konularında daha fazla eğitime ihtiyaç bulunmaktadır. Ayrıca, üreticilerin toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik yapısı ile çevrenin korunması konularında bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Şeker pancarında verimliliğin artırılmasında çok önemli bir konuda tohumluktur. Ülkemiz şeker pancarı tohumluğunda tamamen dışarıya bağımlı durumdadır. Şeker üretimi bakımından dışarıya bağımlı olmamanın yolu aynı zamanda yerli şeker pancarı çeşitlerimizin geliştirilmesinden geçmektedir.

Yurt dışından getirilen şeker pancarı çeşitleri ne kadar kaliteli olursa olsun, ülkemizin toprak ve iklim koşulları altında gerçek potansiyellerini ortaya koyamamaktadır. Günümüzde Fransa, Hollanda ve İspanya’da şeker pancarı verimleri dekar başına 9 tonun üzerine çıkmıştır. Şeker pancarı ıslahı konusunda yapılan başarılı çalışmalar sayesinde Avrupa Birliği’nde son 15 yılda şeker pancarı verimlerinde % 50 oranında artış sağlanmıştır (HFFA, 2016). Bu nedenle ülkemizin iklim ve toprak koşullarına uygun, hastalık ve zararlılara dayanıklı, yüksek verimli ve kaliteli yerli şeker pancarı çeşitlerimizin geliştirilmesi için gerekli çalışmaların kamu-özel sektör ve üniversite işbirliğini sağlayacak şekilde geliştirilmesi gerekmektedir. Ülkemizde şeker pancarı tarımının sürdürülebilirliği açısından verim artışının yanı sıra üretim maliyetlerinin düşürülmesi de gerekmektedir. Avrupa ülkelerinde % 16 şeker içerikli 1 ton şeker pancarı yumrusunun üretim maliyeti 20-40 Euro arasında değişirken (Rezbova ve ark., 2013), Türkiye’de 56 Euro düzeyindedir. Ayrıca, Türkiye’de pancar alım fiyatlan ile üretim maliyeti arasında çok az bir pozitif fark bulunmaktadır (Çalışkan ve ark., 2015). Bu nedenle ülkemizdeki şeker pancarı üretim maliyetlerinin azaltılması için gerekli tedbirlerin alınması büyük önem taşımaktadır.

Ülkemizdeki şeker üretiminin sürekliliği açısından önem taşıyan bir diğer husus da şeker fabrikalarının teknolojik yapısının iyileştirilerek verimliliklerinin arttırılmasıdır. Türkiye’deki şeker fabrikalarının ortalama kampanya süresi 90 gün yani 3 aydır (Anonim, 2016b). Şeker fabrikalarının verimliliğinin artması için şeker üretimi sırasında ortaya çıkan küspe, melas, şlempe gibi yan ürünlerin değerlendirilerek ekonomiye kazandırılması büyük önem taşımaktadır. Bu konuda özellikle son yıllarda büyük önem kazanan yenilenebilir enerji kapsamında biyoetanol üretimi ön plana çıkmaktadır. Dünya genelinde biyoetanol üretiminde en verimli hammaddelerden biri olarak şeker pancarı görülmektedir. Ayrıca, gerek şeker pancarı yumrusunun üretiminde gerekse de pancardan şekerin eldesi sonrasında ortaya çıkan tarımsal biyokütlenin enerjiye dönüştürülmesi de yenilenebilir enerji açısından sektöre yeni alternatifler sunmaktadır. Dünyada son yıllarda şeker sanayinin hammadde kaynağı olduğu bir diğer sanayi kolu da biyorafinerilerdir (Anonim, 2011). Biyorafinerilerde, şeker ve yan ürünleri biyolojik yollarla işlenerek sanayi sektörü için çeşitli kimyasal maddelerin üretimi yapılmaktadır. Görüldüğü gibi, dünya ekonomisinde şeker üretimi ve anlayışı değişim geçirmiş ve birçok sektör ile iç içe bulunan bir sanayi haline gelmiştir. Ülkemizdeki şeker fabrikalarının da bu yeni anlayışa göre kendilerini yeniden yapılandırmaları gerekmektedir.

Sonuç olarak, ülkemizdeki şeker pancarı ve şeker üretimimizin sürekliliği gerekli tedbirlerin alınarak rekabet gücümüzün arttırılmasına bağlı bulunmaktadır. Şeker pancarı üretimi ile doğrudan ilgili olan tarım ve hayvancılığın yanı sıra dolaylı olarak ilgili olan gıda, kimya, ilaç ve makine gibi sektörler de dikkate alındığında her yıl Türkiye ekonomisine 3 milyar dolarlık katma değer yaratılmakta ve 10 milyon kişiye geçim imkânı sağlanmaktadır. Bu kadar geniş ekonomik ve sosyal etkiye sahip olan şeker pancarı tarımının mutlaka devlet tarafından desteklenmesi, verimliliğin arttırılması ve şeker üretiminin de diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi şekerin hammaddesi olan şeker pancarını üreten çiftçi birlikleri tarafından yapılması gerekmektedir.

CEVAP VER